Çarşamba, Şubat 20, 2013

Mutluluğun dayanılmaz hafifliği.

Saat daha erken. Yani öğleden önce. Pek bu saatte blog postu girdiğimi hatırlamıyorum. Bu ilk olabilir. Olmayadabilir. Harmony tütsümü yaktım. Radyoda hafif bir jazz müziği salona yayılıyor. Yün çorap da giysem tam olacak. Dur hemen geliyorum.

Geldim bile. Çayım da yanımda. Ortalık toplu olsa iyi olacaktı da. Dağıttım işte kaç gündür. Toparlanmaya çalışıyorum. Şu yılbaşından bu yana çok tuhaf zamanlardı benim için. İnsanın mutluluktan içi acır mı? Evet! Mutluluktan içim acıyordu. Sürekli içim dışıma taşmış şekildeydim. Ve bu acı verecek raddeye gelmişti. O yüzden dağıttım biraz da. Mutluluk basınçlı birşeymiş. Herşey istediğinden bile daha iyi olursa basınç çoğalıp acı veriyormuş. Bana öyle oldu. Başka da kimseden duymadım böyle birşey. Bak bugün ayın kaçı: 20'si. Yani bir aydır kilo vermedim. İstemedim çünkü. Daha fazla mutluluğu/başarıyı/olumluluğu bünyem kaldıramayacak çünkü.

Diyeceksin ki ne oldu ki bu kadar mutlu oldun. Özel birşey olmadı. Yani piyango filan vurmadı örnek olarak söylemem gerekirse. Piyango vurmasıyla olabilecek bir mutluluk değil zaten. İçsel bir denge-güç dizilimi. Potansiyelini değerlendirmekle de ilgili biraz. Bir de bazı ters giden şeyler vardı hayatımda. Mesela, öğlene kadar uyanamamak, mesela uyandığım andan itibaren bir saat boyunca geçmiş olumsuz olayların beynime üşüşüp vıdı vıdı yapması. Her allahın sabahı. Zaten oniki saatlik günlerimin bir saatini bu gereksiz vıdı vıdıya ayırmak zorunda olmam. Mesela yazıyı bu kadar önemserken yıllardır bir arpa boyu yol kat edememişlik hissi. Gereksiz kilolarım. Profesyonel hayatımdaki gedik. O- bu- şu.

Neyse işte. Alışacağım herhal. Yavaş yavaş. Aklıma eski patronum geliyor. Ayrı bir post konusu. Sene 1989. Ve beni işe almış. Kendisi orta çapta bir şirketin kurucusu ve yöneticisiydi. Sistemli bir çalışma biçimi vardı. En son geçen gün siteleri var mıdır nette diye araştırdım baktım ki tatil için gittiğim tüm o yerlerde hayranlıkla "vay be Türkiye'ye bak bunu da yapmış" dediğim rüzgar enerjisi değirmenlerini onlar kurmuş oraya. Hepsi o sistemli çalışmanın ürünü.


Bak, dün Bahçeşehir kütüphanesine üyeliğimi başlattım. Hemen üç tane kitap ödünç aldım. Kürk mantolu madonna, Saatleri ayarlama enstitüsü ve Sait Faik'in Balıkçının ölümü. Mart'ın ilk haftasına kadar okumam lazım. Azil'i daha hala okumadım. İki ay olacak aldığım.

Sarıyer belediyesinin öykü yarışması var. Ona bir dosya göndermek istiyorum. Konusunu filan daha bulamadım. Zaten öykü yazarken konusu ne olursa olsun, etkisinin gücü önemli. Fıkradaki gibi. Fransızların "la chute de l'histoire" dedikleri. Başına geçmeden olmayacak.

Evet bu kadar gevezelik yeter. Meraklısına elma ağaçlarımın son hallerinin de resmini koyayım. Seviyorum ben onları. Yakında saksıya alırım.





8 yorum :

  1. Zaten muhitimden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları muhitimde bulamayışım değil miydi?

    Sabahattin Ali-Kürk Mantolu Madonna

    YanıtlaSil
  2. Ouuuu. Güzelmiş Bal Sultan, hem de ne manidar. Merak ediyorum üçünü de taa ne zamandır. Kısmet şimdiyeymiş.

    YanıtlaSil
  3. bu elmalardan ben de yapmak istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yap tabii ki. Ne kadar sevinirim vesile olduğum için. Cerenmus'a açıklamasını ve linkini verdim eski blogumdaki açıklamalı postun. Bir önceki postun yorumunda yazmışım ona. Yap ve fotoğrafını da koy lütfen merak ederim. Çekirdeğin ucu açıksa üzerindeki zarı yarmana bile gerek yok. Ben şimdi ankara armuduyla yapıcam. Daha hiç denemedim armut. Hurmalar da suda bekliyor ama onlar çok uzun sürede filizleniyor 40 gün filan.

      Sil
  4. Bahar da geliyor.. Daha ne olsun :)

    YanıtlaSil
  5. Büyüdü mü elmaların yoksa yaşamadılar mı?

    YanıtlaSil
  6. :) Buralardasın demek :) Bu seneye kadar yaşattım ama çok sık hastalandılar ve en sonunda ihmal ettim ve kurudular. :(((( Hiç elma veremeden.

    YanıtlaSil
  7. Benimde limonlarım aynıydı.. Evet buralardaydım :)

    YanıtlaSil