Perşembe, Ekim 17, 2013

Yağmur sen de vurup durma şu cama.



Günaydın blog. Henüz yataktan kalkmadım. Kahvaltı da etmedim. Odanın pancurunu açtığımda dışardan yağmur tıpırtısı geliyordu. Dün akşam da atıştırıyordu zaten. Gökyüzü kalın bulutlarla kaplı. Önümde koca bir gün var. Yağmurun sesini duyunca yatakta post yazmaya karar verdim. Sonra keyfim tam olsun diye hurçtan kışlık yün yorganı indirdim. Battaniye yetmiyor artık dün gece üşüdüm.

Önümüz kış. Ve ben çok merak ediyorum olacakları. Sanki yeni doğmuş gibiyim. Sanki bu ilk kışım. Güzel geçsin istiyorum. Şimdilik sakin geçiyor.

İki gün önce çok eski bir arkadaşımla buluştuk. İlkokulda karşımdaki sırada otururdu. Çok narin ve güzel kalpli bir insandır. Hep öyle oldu. Galiba altı saat filan konuştuk. Akşama kadar.

Sonra dün evdeydim. Bir bloggerdan mail geldi. Hadi gönder bir öykü diye. Nasıl hoşuma gitti, nasıl...Sonra dışarı çıktım, kafayı oklavaya takmıştım. Evet oklava. Çünkü geçen gün taze yumurtadan makarna yaptım. Üstüne de alfredo peynirli sos. Sos son derece başarılı oldu ama makarna hamuru kalın oldu. Anladım ki merdane yetersiz geliyor. Bana ince oklava lazım. Dün çıktım aldım. İki simit parasıymış neden bunca zaman almadım ki? Bir sonraki adım yufka açmak. Onu da yapabilirsem mutfakta yeni level'a geçmiş olurum artık. Ama makarnayı yaptım. Var ya... Oldu yani. Hamuruna biraz nane de ekledim, ve evdeki tek un çeşidi olan tam buğday unundan yaptım. Bir dahaki sefere biraz daha ince açıp, biraz daha fazla pişireceğim.
Sonra gene mutfağımda ufak bir devrim sayılacak sürme peynir yapmayı öğrendim. Alfredo sosla aynı aslında, sadece sosun artanını saklama kabına alıyorsun, dolapta durunca sürme peynir oluyor. Sürme peynire bayılıyorum sabahları. Ama markettekilerde içinde ne olduğu belli değil ve istediğin otlarla tatlarla kendi zevkine göre yapıyorsun. O yüzden bu şekil çok işime geldi.

Alfredo sos/Sürme peynir.

Malzemeler: (Bir kişilik)
İki kaşık tereyağ
Beş- on kaşık krema
Bolca peynir (Rokforla nefis oluyor, artanları değerlendirmek için ideal)
İsteğe bağlı kuru ya da taze otlar.

Yapımı:
Tereyağını ve kremayı küçük bir tencereye boşaltın. Eriyince üzerine eriyen bir tür peynir döküp karıştırın.

Eğer rokforla yaptıysanız ve makarna sosu olarak kullanacaksanız, bir diş sarmısak da ekleyebilirsiniz küçük küçük kıyılmış. Daha az baskın bir peynirse istediğiniz otu ekleyebilirsiniz. Dereotu, maydonoz, kuru fesleğen, kekik. Alfredo sosa bir de mantar çok yakışır. Hatta dilimlenmiş yeşil zeytin. Bence romantik bir akşam yemeği bile olur bu makarnadan. Makarnadan makarnaya fark var çünkü. Erkeğin kalbine giden yol demiş...

Makarna Hamuru: (bir kişilik)

Bir neskafe fincanı un (100 gr)
Bir yumurta
Bir fiske tuz.
İsteğe bağlı kuru otlar. (Nane, fesleğen, kekik)

Makarna suyunu kaynamaya koy. Hepsini karıştırıp yoğur. Unlu bir yüzeyde defalarca katlaya katlaya incelt. En son, incecik aç, (bir milimetreden de az olsa daha güzel olur). Un serpip, katla, kenardan kes şerit şerit. Su anca kaynamış olacak şeritleri alıp suya at, yedi sekiz dakika pişir. Süz. Alfredo sosun tenceresine at ve karıştır. İşte azıcık malzemeyle nefis bir akşam yemeği.

Sonracıma, dün akşam yemeği hazırladıktan sonra güzel bir film seçtiğimi sanarak kuruldum televizyonun karşısına. Mr. Nobody. Çok uğraşmışlar büyük bütçeler ayırmışlar ama sarmadı. Üzgünüm Leyla. Yarım bıraktım. Onun üstüne ne izlesem, ne izlesem CemYılmaz'ın Fundamentals'ını izledim. Bir önceki postun başlığı meğer ordanmış. Ben Vedat Milor üzerinden dolaylı yoldan gelmişim demek. Bu akşam The Time Traveler's wife'ı koydum kafaya. Onu izleyeceğim. Ya da bir belgesel bulurum belki.

Kışlıkları ve yazlıkları da halledebilsem benden mutlusu olmayacak. Ama çok üşeniyorum. Çok uzun iş. Bir de alışverişe çıktım hiçbir şey bulamadım. Zara da artık Zara değil, Mango da. Yok yani. Kalitesiz kalitesiz ve de hiçbir numarası olmayan kıyafetlere dünya para veremeyeceğim, üzgünüm. Ama her kıyafeti de kendim dikemem ki. Ufff.....

Karnım çan çalıyor. Kahvaltıya oturayım ben artık.



2 yorum :

  1. merhaba...bu resmi görünce hatırladım sanki...uzaklarda birine mektuplar yazan bir kızın dokunaklı hikayesini anlatan bi animasyon izlemiştik J ve ben yıllar oldu...sana baktım, o filmdeki kıza çok benzettim...belki de alakası yoktur...su gibi yaw seni okumak...şırıl şırıl hiç yormadan nasıl güzel dökülüveriyor kelimeler...duru bi de...sakınmadan hem de... :)

    sana bu gün başka biyere de yazdım da belki görmedin,belki de ben beceremedim...bebeler uyuyunca daldım yine kendi alemime...bi bakayım dedim küçük joe ya neler yazılmış...insanın üşüdüğünü,hurcundan yorganını çıkardığını,günün birinde sıkkın bezgin hissettiğini,ve ne bileyim bazen ayak tırnaklarını kesmesi gerektiğini,canının mercimek köftesi çektiğini mesela ansızın,yazıvermesi ne güzel...ne arkadaşça...küçük joe yu açıp sayfaları şöyle bi karıştırınca sanki üniversitedeyim ve ev arkadaşım anlatmakta,bazen kederle,bazen tumturaklı,bazen coşkuyla bazen de umarsız...

    merak ettim seni ben...çok tatlısın çok :)

    YanıtlaSil
  2. Tekrar merhaba delikız, evet o film Mary ve Max. Ben de kendimi çok benzetirim Mary'e. Sadece ben kazık kadarım. Keyifle okuduğuna, okurken yorulmadığına sıkılmadığına sevindim.

    Toplam üç yorum gelmiş senden bugüne kadar. Evet yalnız yaşayınca insan günlük küçük önemsiz ayrıntıları gene de paylaşmak istiyor birileriyle. Paylaşıcak biri olmayınca da ezelden beri başvurduğum yazıya başvuruyorum.

    Teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil