Perşembe, Temmuz 03, 2014

Keyf.

Güzel ve keyifli bir günün akşamüstünde merhaba.
Bu sabah gene erken uyandım. Günün en can sıkıcı işi olan ve günlerdir sürüne sürüne ruhumu tüketen kışlıkları kaldırma işi en sonunda nihayete erdi. İlk onu yaptım. Ve günün geri kalanı bana kaldı.

En sıkıcı işten kurtulunca yoga yapayım dedim. Keyfim de yerinde ya, hadi değişik bir yoga deneyeyim. Önce birini denedim. Çok ağır geldi. Sonra başka bir tane denedim. O gene daha yapılabilirdi ama o da çok sarmadı. İki dakikada ter içinde kalmamıştım hiç. Bir de bunlar o hintli adam gibi değil. O hintli adamla nefes alıp vermede hiç senkron dışı kalmıyordum. Bunlarla olmuyor. Ki bence yoganın esası doğru yerde nefes alıp vermek. Bir yoga sınıfına yazılmam lazım ama o zaman bütün keyfi kaçacak. Şimdi bir yoga sınıfına yazılsam onun belirli bir saati olacak. Hazırlan, çık, spor salonuna saatinde yetiş. Ohoooo... Uğraşamam. Daha başlamadan stres.

Yoga bitince, meditasyon da yaptım. Meditasyon bittiğinde kendime, "gün içinde nefes almayı unuttuğun gibi yaptıklarını keyifle yapmayı da unutuyorsun" diyordum. Hep bir acele. Hep bir koşturmaca. Hep sonraki adıma yetişme. Biraz yavaşlamaya ve keyif almaya çalıştım o yüzden.

Kariyerimi düşündüm. Bella ile konuştuklarımızı. Aslında dipte ne kadar benzer yönlerimiz var. Belki de o yüzden bu arkadaşlık bunca senedir devam ediyor. Mesela ben ona "esas yapmak istediğim bir şey var, ama nasıl yapacağımı bilemiyorum" demiştim. Mesela elimde gerekli know-how olmalı, ve ben dünyayı dolaşıp, bölge bölge, fakir olan toplulukları kalkındıracak sistemler kurmalıyım. Bella özet olarak mevcut sistemin buna asla izin vermeyeceğini, çözümün sistemi kendi tüketim tercihlerimizle etkilemeye çalışmamız olduğunu söyledi. Ben de ona bunun çok uzun vadeli bir çözüm olduğunu ve benim için yeterli olmadığını söyledim ve mikrokredi örneğinden bahsettim. Bilmeyenler için, Bangladeşli bir adamın, fakir insanların borçlarına daha sadık olduklarını, buna rağmen bankaların onlara daha az kredi verdiğini tespit etmesiyle başlamış. Mesela okuma yazması olmayan bir kadına, bir piknik tüpü, bir şişe yağ, un, şeker alabilecek kadar bir para borç vererek onun yol kenarında kızartma satarak ailesini geçindirebilecek hale getiriyor. Sonradan bu sistem de eleştirilmiş, ve bence de çok da mükemmel bir çözüm değil ama bir çözüm. Nobel ekonomi ödülü de almış bu adam bu mikrokrediyi hayata geçirebilmesiyle.

Öyle işte. Hayaller. Bu kişisel gelişim makaleleri kitapları var ya, hep hedef koyarken, "başarılı olacağından şüphen olmasa ne yapardın?" diye sorarlar. Ben, başarılı olacağımdan şüphem olmasa bunu yapardım. Bölgesel kalkınma sağlayacak bir sistem bulmak ve kurmak. Keşke ekonomi okumuş olsaydım. O zaman daha net bir fikrim olurdu. Bir yandan da Bill Gates'i düşünüyorum. Adam dünyanın en zengini, ve twitter'da hep dünyayı kurtaracak işlere dikkat çekiyor. Mesela sıtma ile savaş filan. Şunu demek istiyorum. Önce kendini kalkındır sonra zaten elinde daha çok imkan olacak. Mı acaba? Bilmiyorum blog. Bilen varsa da beni bilgilendirsin bir zahmet.

Sonra kalktım kaç gündür canımın çektiği vişneli browni için kolları sıvadım. Nette mükemmel tarifi ararken, artık kafama göre ölçüleri değiştirebilecek kadar tecrübeli olduğuma kanaat getirdim. Ramazan vakti görenin canı çeker diye buraya resim koymuyorum. Biraz içi kuru olmuş, çikolatalı kek gibi. Daha az pişse daha çok browniye benzeyebilir. Unutmamak için buraya ölçülerimi yazayım:

Vişneli Browni:

80 gr eti bitter karam (%70 kakao)
125 gr tereyağ
1 bardak şeker
2 1.5 bardak un
3 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
3 kaşık kakao
250 gr vişne.

Tereyağını ve çikolatayı benmaride erittim. Sonra şekeri üstüne döküp karıştırdım. Derin bir kapta yumurtaları az çırptım, unu ve kabartma tozunu ekledim. Karıştırdım. Sonra çikolatalı karışımı unların üstüne ekledim. Çikolata tadı az geliyordu, kakaoları ve vanilyayı ekledim. Sonra yağlanmış ve unlanmış bir dikdörtgen borcama karışımı döktüm. Vişneleri yıkadım. Saplarını ayırırken çekirdeklerini bambu bir şişle ittirerek çıkardım. Çikolatalı karışımın üzerine dizdim. 180 derece fırında 35 dakika pişti ama bir dahakine 25 dakika  40 dakika bırakacağım. Soğumasını bekleyin.

Günümün en keyifli faaliyetiydi. Salsa müzik radyosu dinliyordum bir yandan.

Sonra kaç gündür bekleyen saatlerin tahtalarını boyadım. Kuruduktan sonra zımparalanacak. Ve üzerine tebeşir sürülecek. O da günüme keyif kattı.








Son olarak izlediğim o bisikletli dediğim filmden bahsedeyim. Orijinal adı: Le gamin au vélo. Bisikletli çocuk.


Dardenne biraderlerin yönettiği ve 2011 yılında Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da isimli filmle palmiyelerden birini paylaşmış bir film. İzlediğim ilk Dardenne biraderler filmi. Çok merak ederdim bu adamlar ne anlatır, nasıl film çeker diye. Acaip bir estetik katıyorlar, sinemaya havada takla attırıyorlar filan sanırdım. Sonuç: hüsran, hayal kırıklığı. Ne demeye ödül vermişler o adamlara anlamadım gitti. Film aynı bir Fransız filmi. Adamlar Belçika'lı biliyorum ama film fransız filmi gibi, yani televizyon için çekilmiş düşük bütçeli vasat bir film gibi. Görsen de olur görmesen de. Konu çok sıradan geldi bana özellikle. Çocuk oyuncu iyi oynamış tamam. Ama ne görsellikte bir marifet var, ne senaryoda, ne anlatımda. Bir Zamanlar Anadolu'da ona bin basar. Şovenizm yapmıyorum. Gerçekten öyle. Notum: on üzerinden iki: 2/10

Siz de gün içinde nefes ve keyif almayı ihmal etmeyin! İyi geceler küçük Joe.

4 yorum :

  1. Brownie'nin fotosunu başka merciiilerde gördüğüm için, oooh afiyet olsun süper gözüküyordu gerçekten de diyorum :) "Kalkındırma" fikrin hoşuma gitti ama ben daha küçük ölçekli birşey isterdim, mesela kesinlikle başarılı olacağıma inansam, tek bir insanın ama başımıza bela bir insanın gözlerinin açılmasını, içine insan sevgisi girmesini ve habire daha yükseğe oynadığı mesleğinden istifa edip bahçesine çiçek dikip kedi severek falan emekli olabilmesini dilerdim (kim olduğunu anladık sanırım.......) Çünkü sanırım onun eliminasyonu bir çok güzel şey getirecek başımıza :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seninkisi daha küçük ölçekli değil ki! Alan dar ama etki çok geniş.
      Keşke mümkün olsa...
      Sen döndün mü tatilden?

      Sil
  2. Dipte ne cok benzer yonumuz var. datca'da cok aklima geldin ☺️��

    YanıtlaSil