Perşembe, Temmuz 30, 2015

Hangi sevgi? Ne kadar?

Belki de gelişim denen kavramın standart bir hızlanma eğrisi vardır her alanda. Yataya zamanı koysan, dikeye de...Ay boşver şimdi geometriyi. Demek istediğim hani mesela insanlığın yazıyı icat etmesi millattan önce dört bin yıl ya. Yani, tamam onu da bırak. Şöyle söylemeye çalışayım: ilk zamanlar beş bin yılda bir büyük bir icat ya da keşif yapıyorsa insanlık şimdi her gün bin tane yapıyor. Böyle bir geometrik hızlanma var belki ve belki insanlık tarihinin gelişiminin hızı, her bir bireyin kişisel gelişim hızına benzerdir. Hah. Bunu demeye çalışıyorum. Yani şu an kendimin uzay çağına geldim galiba. Her gün bin tane şey keşfediyorum. Her gün bin devrim geçiyor içimden. On sene öncesi milatken önceden, diyelim, şimdi her dakika milat.

Mesela bugünkünden birini söyleyeyim.

Diyelim sen bir mobilya satıcısısın. Bir tane güzel bir koltuğun var. Diyelim 800 TL. Dükkana bir müşteri giriyor. Sana diyor ki:
 "-ben bu koltuğu beğendim". Sen de ona diyorsun ki,
"-ver parasını, koltuğu al, o kadar beğendiysen". O da sana diyor ki:
 "-para mı istiyorsun?". Sen de şaşkın şaşkın:
 "-evet." diyorsun. Yani bu işler böyle. Yok ne olacaktı. O da sana diyor ki:
"-tamam o zaman, istediğin paraysa, al sana para." Ve avucuna 2 TL bırakıyor. Sen bir adama bakıyorsun, bir de avucundaki paraya.
"-Bu ne?".
"-Para."
"-Manyak mısın kardeşim, yürü git" dersin.
"-Ama para istedin ben de sana para verdim."
"-E bu çok az." Hatta metaforu zorlayalım. Bu bozuk para.
"-Ama bütün param bu kadar."
"-E o da senin problemin." dersin. Değil mi. Ve vermezsin koltuğu.

Hah. Şimdi.

Sen mobilya satıcısı olma. Sattığın da koltuk olmasın. Diyelim bir kadınsın. Güzel olan da kalbin. Beğendiğine vereceksin kalbini ama karşılığında da -para değil elbet - sevgi istiyorsun. Adamın teki geliyor ve bozuk bir kalple seni sevmeye kalkıyor. Ama onun kapasitesi bu kadar diye o bozuk kalple yetinir misin? Adam sevgi fakiri ama diye, hem sonuçta seviyor mu, kendince seviyor evet, diye düşünüp kalbini ona verir misin? Ne gerek var??? Verme. Başka kapıya gitsin. Sana ne.

Bazı yufka yürekliler, gereksiz iyi niyetliler, gereksiz anlayışlılar bu kazığı yiyor işte, yemiş bu saate kadar, ismi lazım değil...

Hem de konu kadın erkek ilişkisi de olmak zorunda değil. Aile içi sevgi alışverişine de uygulayabilirsin bu benzetmeyi , uzak-yakın akrabalara, korkmazsan, incinmezsen.

Sevgi ama hangi sevgi, ne kadar sevgi, ne biçim sevgi. Her sevgi bir mi? Hem sana yetecek mi? İyi düşün. Yoksa yetindirecek misin kendini? Bir daha düşün.

"Onlar biraz terkedilmiş, biraz küskün, çocuktular
Sanki biraz incitilmiş, 
Sanki yetersiz sevilmiş."

Aysel Gürel, Sene 1945, Git albümü. Sezen Aksu.




8 yorum :

  1. Küçük Joe bayıldım ben bu yazına. Bir söz okumuştum, sen de biliyorsundur; "birinin sizi sizin istediğiniz gibi sevmemesi, sizi tüm kalbi ile sevmediğini göstermez" gibi birşeydi sanırım. Severdim bu sözü; ama şimdi yazını okuyunca başka türlü bakmaya başladım. Nezaket, iyi niyet, iyi davranış tamam ama sevgin gerçekten hak edene gitmeli. Bir de biliyor musun yetinmekten vaz geçip en iyiyi hedeflersek ve biraz da sabredersek her konuda en iyisi oluyor:))

    YanıtlaSil
  2. Evet aslında o söze antitez olarak yazdım tam olarak da Devrim. Evet haklısın. Ama işte sevgi işin içine girdiğinde sanki hesap kitap yapmak ayıpmış gibi yaşamışım. Oysa ne kadar yanlış.
    Yetinmekten vaz geçip en iyiyi hedefleyince en iyisi oluyor diyorsun. Ah. Hadi bakalım. Sen diyorsan. İnanıyorum. Ve bekliyeceğim. Sevgiler. :)))

    YanıtlaSil
  3. Bir keresinde sevginin etik olması gerektiğine dair bir tartışmaya tutuştuk bir arkadaşımla. Onun savunduğu şey sevginin kişilerden bağımsız, beklenti ve hesaptan uzak olması gerektiğiydi. Buna itiraz etmem pek mümkün değildi çünkü gerçekten kendisini sevmeyen birini bunu kabullenerek sevmeye devam ediyordu ve bunu basite indirgeyerek 'onun beni sevmemesi olabilecek bir şey sevemedi diye suçlayabileceğim kimse yok' diyordu. O zaman şunu düşündüm olmayacağını bilerek ve kabullenerek birini sevmek gerçekten saygı duymam gereken bir şey. Ama iş ilişkiye gelince orada belli bir dinamik var; karşılıklılık. Yani bu hesap yapmak ve getiri götürüyü kalem kalem yazmak anlamı taşımıyor tabii ama bir sevgi benim gönlümü doyurmuyorsa ne kadar anlamlı olabilir? Hele benim sevgim onu doyuruyor, yükseltiyor ve ben bunu gözlemleyebiliyorsam? Bu adil değil bana göre.. Üstelik bu doyumun karşı taraf da farkındaysa ama yine de benim elimden gelen bu ne yapayım diyebilecek durumdaysa alsın sevgisini başka bir yaralı yüreğe saklasın, hatta başına çalsın.. Temelinde karşılıklılık olan bir kavramda bence kimse kimseyi sevgi yarıştırmakla suçlamamalı.

    YanıtlaSil
  4. Gönlün doyması... Bu da güzel bir bakış. Sen karşındakini doyuruyorsun o seni aç bırakıyor. Buradan çok yerlere gider fikirler. Demek ki genelde var öyle bir sıkıntı. Sanki hesap kitap yapmak ayıpmış gibi. Bir çeşit tabu. Hafif ama.
    Bence de karşılıklılık her ilişkinin temel prensibi. Ama pek söylenmeden kabullenilir. Sırf kadın erkek ilişkisi de değil. Arkadaşlıkta da var bu. Ve insanlar (mesela ben) bunu düşünmeye bile çekiniriz. Bırak dile getirmeyi ve tartışmayı. O zaman da kazıkları yersin işte. Tıkanıp kalırsın sömürüldüğün bir ilişkide. Adalet biraz da ölçmeyi biçmeyi gerektiriyor. Tartmak yani en basitinden bir ölçmedir.
    Katılıyorum sana Mirage.

    YanıtlaSil
  5. zamanlama çok manidar oldu benim açımdan, teşekkür ederim yine çok güzel yazmışsın :)

    YanıtlaSil
  6. Teşekkürler Mari Antrikot, sevgiler <3

    YanıtlaSil
  7. Ne kadar güzel bir metafor yapmışsın, çok iyi oturmuş, böyle düşününce hakikaten yaaa, bu kadar basit aslında karmakarışıklaştırdığımız işler.

    YanıtlaSil
  8. Beğendin mi Ceren'im? Sevindim beğenmene. Sevgiler çok :)

    YanıtlaSil