Pazartesi, Haziran 26, 2017

Yaz programı.

Mmmmh. Kendime bir yaz programı tasarlamışım ki, Çanakkale sonrası için, yeme de yanında yat. Galiba hayatımda hiç yaz aylarını programlamamışım. Hep çala kaşık, bahtıma ne çıkarsa, rüzgâr beni ne tarafa götürürse kafası. Aklım neredeymiş acaba?

Şimdi, bir kere, hayatımda gerçekleştirmek istediğim şeyler var. Çevirileri bir kenara atıp sonra da yayılmak beni çok kötü hissettiriyordu ne zamandır. O yüzden çeviri zamanı oturttuğum disiplini, gerçekleştirmek istediğim projelere uygulamak istiyorum bu yaz. Çevirim varmış gibi zaman ayıracağım bu projelere. İsmini genel olarak "çalışma saati" koydum günün o saatlerinin. Bu yüzden erken kalkmak yaz programının en güzide kararlarından biri. Bir sene yapmıştım. Çok güzel olmuştu. Saat yedide kalkıp boş sokaklarda yürümüştüm kahvaltıdan önce. Şimdi 07:00'de kalkıp, kahvaltımı yanıma alıp, parka kadar yürüyeceğim ve kahvaltılarımı parkta yapacağım sabahları. Parka kadar yürümek yaklaşık yirmi dakika, yarım saat. Sonra biraz orada oturup, belki günlüğüme bir şeyler yazıp, geri dönerim. Parktan sonrası, evde "çalışma saati" başlayacak. Şimdi gelelim bu çalışma saatlerimi nasıl değerlendirmek istediğime. Üç konu başlığım var.

Birincisi kurgu yazmak. Vazgeçilmezim. Yenilik değil. Bu konuyla ilgili bir çalışma grubu da oluşturduk, biliyorsundur. Çalışma grubumuzu bir blog altında topladık hatta: acemi öykücü. Sağ kenarda bağlantısı var.

İkincisi ise hayatımda gerçekleştirmek istediğim şeylerden en önemlilerinden ve aynı zamanda bugüne kadar adını koymaya bile korktuğum bir konu: sosyal girişimcilik. Bu yaz bu konuda kendimi geliştirmeye karar verdim. Coursera'nın bu konuyla ilgili paralı bir kursuna bile yazılabilirim. Ayrı bir dosya hazırlayacağım ve öğrendiğim her şeyi oraya not edeceğim. Podcast'ler buldum Harvard Business Review'nun yayınladığı, makaleler okuyacağım, kesin bu konuyla ilgili yazılmış kitaplar da vardır. Örnekleri araştıracağım, kim ne yapmış, bu konu ile ilgili çalışanlar neredeler, neler yapıyorlar. Kapsamlı olarak araştırmak istiyorum. Bunu yaparken dünya gündemi ile daha yakından ilgilenmek için bunun güçlü bir sebep olmasını da umuyorum.

Üçüncüsü normal girişimcilik. Bu da benim için yenilik sayılmaz ne var ki hep ertelediğim bir konu. Buna da mı ayrı dosya açsam?

Bunlar işin çalışma kısmı.

Dinlenme ve keyif kısmını da düşündüm, bunları yaparken haftanın iki günü, denize gitmeye karar verdim. Denize gitmeden yaza yaz denmez. Böyle karar vermezsem gitmiyorum. Yarın giderim diye diye, koca bir yaz geçiyor. Gittiğim zaman kendimi çok iyi hissetmiştim geçen yaz. Akşamları da film, belgesel ya da dizi izlerim diyorum. Kitap okurum. Satranç oynarım. Blog yazarım. Mandala boyarım.

Program bu. İki ay mı sürer üç ay mı sürer o önemli değil. Gerektiği kadar sürecek.

Geçen kendimi avutmak isterken, Pinterest'te bir yazıya denk geldim. Diyor ki, "kendini, sevilmek istediğin kadar sev". Kafamda evirip çeviriyorum. Meselâ bugün bu doğrultuda, kendimle ilgili olumsuz bir düşüncemi yıktım. Bu blogu okuyan insanlar bazen bana "ben senin kadar çalışkan ya da disiplinli değilim" der. Ben de kahkahalarla gülerim çünkü aksine çok tembel olduğumu düşünürüm. Bugün düşündüm, ben ne zaman tembel olduğuma karar verdim? Tıpta. Tıpta ben haftada kaç saat çalışıyordum diye bir hesaba girdim: 91 saat. İki sene boyunca hem de, Cumartesi ve Pazar günleri dahil, yaz ayları hariç. Bu mu tembellik? Bugünkü aklım olsa daha az fakat daha verimli çalışmaya çalışırdım filan falan. Fakat ben tembel bir insan değilim. Kendime haksızlık etmeyeceğim. Hem kendime haksızlık hem de bir işe başlamamak için çok güzel bahane. "Ben yapamam ki, tembelim çünkü". Oh. Yan gel yat o vakit. Ne âlâ.

Bugün böyle planlı programlı gayet de iyimser bir günümdü. Yapabilirim, hatta yapmalıyım, doğru zaman şimdi, her şey hazır dediğim bir gündü. Yapabileceğim son bir şey daha var. Bu yaz okumak istediğim kitapları rafa tekrar dizmek.




Cumartesi, Haziran 24, 2017

Çalışmak ve çalışmak.

Kaç gündür arı gibi çalışıyorum blog. Önce mutfağı toparladım. Sonra ben diyeyim iki, sen de üç aydır yapılacaklar listemde duran buzdolabını boşaltıp temizledim. Sonra da yerleri süpürüp sildim. Çarşamba gününden beri Rafinera'dan besleniyorum. O yüzden mutfağı bir kere toplamak yetti. Bir de toz almıştım. Askıdaki çamaşırları toplayıp, çarşafları makineye atıp serersem ve ertesinde nevresim de değiştirsem tam olacak.

Rafinera'dan memnunum. İlk zamanlar adet öncesi döneme denk geldiği için kilomda bir eksilme olmadı. Aksine artış oldu. Ama ben biliyordum. Sonrasında o kiloların blok halinde gideceğini biliyordum. Nitekim öyle oldu. Bir de daha bugün dördüncü gün. Bir haftası bile dolmadı menülerin. Üstelik azıcık dışına da çıktım yemeklerin. Çok değil ama iki avuç yaban mersini ve çiğ fındık, birer fincan da birer küp şekerli çay ve kahve. Spor da yapamadım ev işlerinden fırsat olmadı. Spor da yapsam, normal hormonal dönemde galiba haftada bir kilo gidecek gerçekten. İnandım yani.  

Uzun vadede beslenme alışkanlıklarımı değiştirmeyi düşünüyorum. Porsiyonlarım çok büyümüş, ben fark etmeden. Günde iki öğün beslendiğim için gereksiz yere çok yiyormuşum. Sanki o öğünden sonra günlerce ağzıma lokma girmeyecek gibi. Bir de besleyici olsun diye tek öğüne dünyaları sığdırmaya çalışıyormuşum. Pöf. Sonra da neden üstüme yapışıyor bu kilolar.

Bugün bir de şunu anladım, geç oldu ama: hangi işi yaparsam yapayım, dünyanın en keyifli işi bile olsa, her gün bayram olmayacak bana, her gün iş olacak. Emek harcayacağım, çaba sarf edeceğim: hangi iş olursa olsun. Sadece konu değişecek. Müzikle bile uğraşsam bu böyle. Hani derler ya, "sevdiğin işi yap, ömrün boyu hiç çalışmazsın". Bu işte. Canıma okuyan inanç bu. Yanlış yani. Külliyen yanlış. Öyle bir iş yok. Emek ve çabadan kısamıyorsun. Keyfinden feragat edip, işin başına oturmaktan kısamıyorsun. Birden malûm oldu. Sanırım hayatımın en büyük yanılgılarından biriydi bu. Buymuş hiçbir şekilde hiçbir işten tatmin olamamamın temel sebebi. Artık daha akılcı kriterlere göre karar verebilirim hayatımın geri kalanının seyrine. Karar vermek çok daha kolay olacak şimdi. Şükür.

Bundan yaklaşık altı sene kadar önce, 2011 senesinin Ağustos ayı'nın son günleriydi, sigarayı bırakmıştım. Ondan önce defalarca bırakmayı denemiştim fakat her seferinde tekrar başlamıştım. O gün, daha karar vereli yirmi dakika bile olmadan, bir daha başlamayacağımı biliyordum. Bir dönüm noktasında olduğumu biliyordum.

İrili ufaklı dönüm noktaları ile dolu son on, on iki yılım. Şimdi bu kiloları ve işi halledebileceğimi düşünüyorum: yeni bir dönüm noktası hayatımın. Kendime yeni bir hayat kurabileceğime inanıyorum. Belki hemen ilk altı ayda olmayacak, belki biraz daha uzayacak, ama önemli olan o yola girmek. Yazıyı bırakmayı düşünmüyorum şu anda, elbet ona da bir formül bulunacak. Ama şu an o sigarayı bıraktığımın ilk yirmi dakikası gibi, içinde yıllar var, içinde yollar var.





Pazartesi, Haziran 19, 2017

Kırık dökük.

Parçalarımı toplamaya geldim blog. Bugün nispeten daha iyi hissediyorum kendimi. Gerçeklerle yüzleştim. Yere iniş sert oldu ama gerekliymiş. İçimden buraya yazmak da geliyorsa şu an, tamamdır. Yapmam gereken zorunlu işler var. Ama bekleyecekler. Mandala boyayacağım onların yerine. Yoksa o zorunlu işler de yanlış yapılacak. Biliyorum kendimi. Sonra başıma daha büyük işler açacağım.

Gene kendi hayatıma döneceğim. Kendi hedeflerime. İyi ki öyle bir altyapım var. İyi ki altım boş değil. Yoksa uçuruma yuvarlan dur. Mesela Rafinera'dan altı paket satın aldım. Evine diyet yemek getiriyor beş öğün. Çarşamba günü başlayacak. Haftada bir kilo vermeyi vaat ediyor. Haftada bir kilo verebilsem ne muhteşem olurdu. Üstüne de spor yapabilsem. Eski formuma kavuşmayı her zamankinden daha çok istiyorum. Eski görüntüm artı sağlıklı, güçlü, zinde bir beden. O zaman on kiloyu on haftada versem... yaz sonuna kadar oldukça farklı görünürdüm. Pek ummuyorum ama, dur bakalım, sporla beraber götürsem bir ihtimal, on kilo olmasa da beş kilo gidebilir, dedikleri doğruysa. Beş kilo da kabulüm.

Sonra bu öykü projesine yüklenmek istiyorum. Bütün gücümle yazmak. Elimden gelenin en iyisini yapmak. Aklımda bir öykü çekirdeği var. Onu işlemem gerek. Ama son yazdığım öyküye o kadar uğraştım ki artık ne olsa yazarım sanki, üşenmem. Bu haftanın sonunda Notos'tan haber gelmezse, ilgilenmiyorlar demek olacak. Bence haber filan gelmeyecek. O yüzden ikinci tura başlayacağım. Başka bir öyküyü önce Kitap-lık'a, sonra Notos'a. Kimsenin ilgilenmediği bir öncekini başka bir dergiye.

Çanakkale festivali bitsin, yazın yoğun olarak bunlarla uğraşmayı düşünüyorum. Bir de şu iş kitaplarına bakacağım. Deyip deyip bırakıyorum kenara. İş kitapları ve edebiyat kitapları.

Bir de üst baş alışverişi yapmak istiyorum. Eskileri ayıklamam gerek.

Ne zamandır çaydan kötü bir tat alıyordum. Bugün üşenmedim su kaynatıp boş demlik süzgecini kaynar suda beklettim. Baktım sarımtrak bir renk almış su. Dedim tamamdır. Kaynar su işini gördü. Nitekim tadı da düzeldi sonra içtiğim çayın. Bugünün küçük sevinci. Aslında haftada bir tekrarlamalı bu işlemi.

Kaç gündür müzik açmıyorum evde. Kafam şişmiş. Dinlendiğimi hissediyorum. Galiba yazın koroya ara vereceğim. Galiba dediğim kesine yakın.

Şimdi artık kalkmalı bilgisayar başından. Ufak ufak başka işlerle uğraşmalı.