Pazar, Temmuz 30, 2017

İş kadınlığı

yenilik: bu postu sesli dinlemek için tık!



Yazasım var blog. Yanaş yamacıma. Güzel gelişmeler oldu, anlatmak istiyorum. Beklenmedik fakat güzel.

Şu günlere damgasını vuran iki sözcük var: birincisi esneklik, ikincisi iş kadınlığı. Tam alışkanlıklar için excel dosyası hazırlamıştım, sistem tıkır tıkır işliyordu, üç gün gitti, dördüncü gün pat diye gündem değişti. İlk önce uyum sağlayamadım. Eski düzeni korumaya çalıştım. Evet insan böyle aptal olabiliyor bazen. Hayat karşısına kestirme bir yol çıkarıyor fakat sen hayır ben bir saat yürümek üzere evden çıktım deyip yolu gene gereksiz uzatmaya kalkabiliyorsun. Neyse sonra aklım başıma geldi, çark ettim, edebildim. O yüzden esneklik. Ne kadar katı bir düşünce yapım olduğunu bu sayede anladığımdan.

İş kitapları okuması yapıyordum ben, çalışkan bir öğrenci gibi. Üç gün okudum. Dördüncü gün, alakasız bir konuyu araştırırken, karşıma gayet somut ve hazır iş fikirleri çıktı. Dediğim gibi ilk önce, "yok ben daha okuma yapmadım", dedim, "hem ben alışkanlık çizelgesi yaptım, onun dışına çıkmak istemiyorum" filan gibi saçma sapan düşünceler geliştiriyordum ki, işte, aptallığımın farkına vardım. Utandım önce.  Sonra da fransızcada "boğayı boynuzlarından tutma" dedikleri şeyi yaptım. Aldım karşıma iş fikrini. Ve bugüne kadar okuduğum bütün kişisel gelişim makaleleri, iş tecrübesi, çıkında ne var, ne yoksa hepsini ortaya döküp, bir iş günlüğü tutmaya başladım. Ucundan başladım çalışmalara yani.

Tabii bugüne kadar asistan olarak çalışırken kazandığım deneyimler inanılmaz işime yarıyor. Asistanlık yaparken hep "beyin" olamayışıma içerlerdim. Fakat bir yandan iş öğrendiğimin farkında değilmişim. Keşke o zamanları çıraklık olarak kabul etseymişim. Keşke bir gün ben de "beyin" olacağım vizyonuyla çalışsaymışım.

Şu an beyin de benim asistan da. Bir asistanım olsa işler tabii ki yarı yarıya belki daha da fazla kolaylaşırdı. Ama şimdilik böyle.

Esnekliğin de önemli olduğunu düşündüğüm için bugünkü iş fikrine sıkı sıkıya bağlanmıyorum. Şartlara göre uyarlanmak üzere bir başlangıç projesi olarak bakıyorum. Bir tohum.

Kafamdaki dağınıklığı aldı bu iş. Eve de yansıdı. Ev gittikçe daha tertipleniyor. En önemlisi de o işin başına oturduğumda, doğru işle uğraşıyorum hissi.

Keyifliyim blog. Hatta yeşil fasulyeyi bile keyifle ayıkladım dün. Sonra, idealimdeki yaz buzdolabını gerçekleştirmek için vişne aldım bugün, komposto yapacağım yarın. Yalnız yeşil fasulyeyi bitiremem diye yarım kilo almışım. İki öğünlük oldu, az oldu. Bir daha sefere bir kilo alacağım.

Bakıyorum da bir haftaya ne kadar çok şey sığmış. Alışkanlıklar Excel Çizelgesine geçen Cumartesi günü başlamışım.

Yeni haftada yapmam gereken iki önemli iş var: birincisi, aktif projelerimin ilerlemesini kayıt altına alacak bir sistem açmak, ikincisi de aklıma gelen yeni fikirleri kayıt etmek için bir sistem tasarlamak. Hedeflerim, yolunda gidenleri devam ettirirken daha çok spor, daha çok deniz ve öykülere daha çok zaman ayırmak.





Perşembe, Temmuz 27, 2017

Derin meseleler.


yenilik: sesli blog uygulamasına geçtik. Ben ve Kahve. Kahve'nin sesli postuna gözatmak için tık.
Bu postu küçük joe'nun sesinden dinlemek için tık!


Karnımı doyurdum. Kahvemi yanıma aldım. Pencere açık, yaz akşamı. Perdelerimi çektim. Baygın bir caz çalıyor salonda. Bugün bir oyun verdim, bir oyun da aldım. Birinci oyunu aceleyle yanlış oynanmış hamlelerden sonra terk ettim. Sonraki rövanş maçında da Paula ilk hamlelerde bana vezirini tam manasıyla hediye verdi. Üstünde fiyongu eksikti sadece. Sonrasında avantajımı kullandım ve yendim.

 Kısacası keyifli bir blog yazısı döşenmek için bütün şartlar yerine gelmiş.

Derin düşüncelerdeyim blog. Bilmiyorsun.

Şu girişimcilik... Benim istediğim para kazanmak sanıyordum bugünlere kadar. Ki, hayallerime özgürlük tanıyınca, daha çok paranın hayatıma çok da fazla bir değişim getirmeyeceğini anladım. Belki biraz daha fazla dünyayı gezerim. Belki bir çiftlik evi kiralarım, şehirden bunalınca kaçar gider, nefes alırım. Ama ondan bile emin değilim. Mesela aklıma Palamutbükü'ndeki boş lüks villalar geliyor. İnsanlar herhalde ucuz diye almış ya da yaptırmış ve sanki gelmiyorlar. Belki geliyorlardır gerçekte, onu bilemem, ama kendimi onların yerine koyunca, Palamutbükü'nde üst üste kaç gün kalırsın? Ya da etrafında tanıdık olmadıktan sonra en güzel çiftlik evi bile bir süre sonra açık hapishane gibi olmaz mı? Neyse şimdi ayrıntısını boşver de, asıl istediğim meğer uğraşmakmış. Bir işi kârlı hale getirmek için uğraşmak. Aslında bu çok iyi haber, bakma bunu böyle anlattığıma. Ama yeni olan her şey gibi alışmak gerekiyor, hayatımı artık buna göre devam ettirmek. Yani zaman gerek bana zaman. Aklımda yeni yeni fikirler var. Evet birden fazla. Belki hepsini birden yaparım.

Uğraşmak. Mutluluğun birinci maddesi Çinlilere göre: "mutluluk, uğraşacak bir iş, umacak bir şey, ve sevecek biri" demişler, daha önce söylemiş olabilirim. Güzel demişler bana sorarsan. Katılıyorum. Birinden biri eksik olunca denge bozuluyor bence. Sevecek biri de gerek. Birini severken yapacak bir işin de olmalı. Bütün uğraşın sevdiğin insan olmamalı. Ve bütün hayatın uğraşın da olmamalı. Günün sonunda birine sarılabilmeli insan. Ama işte hadi deyince olmuyor bu işler. Hepimiz bunu biliyoruz.

Uğraşmak. Şu an anladım. Hayatımın sonuna kadar uğraşmak istiyorum. Bu benim elimde. Hayır "uğraş madem, seni tutan mı var sanki" deme. Çevremde gördüğüm örnekler var. Maddi bir sorunu olmayıp canı ölesiye sıkılan. Onlar gibi olmaktan çok korkuyorum ben. Galiba en büyük korkularımdan biri bu. Bunlar hep başkalarının sıkıntılarını kendi ceketimmiş gibi sırtıma geçirmekten oluyor. Yaşarken bunu hep yapıyorum. Başkasının sorunlarını halletmeye çalışmayı. Ne gereksiz bir uğraş. Sanki bana danıştılar. Dert bile yanmadılar. Kendim gözlemledim, kendim çıkarım yaptım. Fakat çok üzüldüm. Çok korktum.

Kahve yerini çoktan serin buzlu limonataya bıraktı. Arada bakkala gidip hoşbeş aldım, fındıklı. Şşş. Evet endüstriyel gıda, şeker basılmış. Ve kim bilir hangi mide bulandırıcı yağ. Neyse oldu artık. Arada. Çok sık değil. Şimdi bir oyun daha almak istiyorum.

İyi geceler dünya.











Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Görünenin ardı.

yenilik:  bu postu küçük joe'nun sesinden sesli dinle!

Gözümü para hırsı bürüdü. Bir de böyle bir güven geliyor bazen. Okuduklarımın ardındaki fikirleri, ilkeleri sezdiğimi hissettiğimde örneğin. Aynı satranç problemlerinin ardındaki fikirleri anlarken olduğu gibi. Derinlemesine okuyorum. Örneğin diyor ki iş kurmak için insan aklının nasıl karar verdiğini bilmeniz iyi olur. Çünkü hem kendiniz insansınız, hem müşteriniz insan. İnsan aklının nasıl çalıştığını ben bilmez miyim? Psikoloji okumadım mı? Hop o bilgileri elimin altına alıyorum. Gerçi o kadar derin bilgiye gerek yok. Demek istediği insanlar bir ürün satın alırken aslında o ürünün ötesindeki şeyleri satın alırlar: lüks bir saatin getirdiği sosyal statü gibi. Lüks saati pazarlarken bunu aklında tut ve kullan diyor.

 Kahve geçende ideal işin tanımını yapmış. Benim de dizimi kırıp idealimdeki ticaretin çizgilerini belirlemem gerekiyor. Bugün aldığım karar bu. Daha önce de demiş olabilirim. Örneğin Arçelik bayii olmak çok kârlı bir iş bile olsa, benim kurmak isteyeceğim bir işletme türü değil. Bu kitapta dediği şey de başka yerde okuyup özümsediklerimle aynı: bir iş kurarken tek amacınız para kazanmak olmamalı. Yoksa o işi yaparken karşılaşacağınız güçlükleri yenmek için gerekecek motivasyonunuz olmaz. Mantıklı. Buradan başlamam gerek. Ama şu an çok zor geliyor.

Hmmf. "Şu an çok zor geliyor." Okuduğum onca kişisel gelişim blogu, bu zorluğu nasıl aşacağımı bana göstermiş olmalı. Evet. Bu da işin bir parçası. Başlangıcı. Aşmam gereken zorlukların birincisi. Bunu aştığımda hedefime biraz daha yakınlaşmış olacağım.

Alışkanlıklar için Excel çizelgesi işe yaradı. Evin işleri de tamam. Geçen gün iki günlük iş var sandığımı yarım saatte hallettim. Kıyafetleri toparladım. Gerçi elbise dolabı tekrar elden geçmek ister ama şu an kıyafet dağınıklığı yok. Yerleri de temizledim son olarak. Camları silmesi için de bir yardımcıyla anlaştım. Marie Kondo'nun kitabını satın aldım ve okumaya başladım. Evet şu an üç tane kitabı aynı anda okuyorum: personal mba, kendini tanrı sanan otobüs şoförü ve marie kondo. Kendimi salsam dördüncüye de el atacağım ama frenliyorum. Titans' tools diye bir kitap var sırada bekleyen. Ne diyordum? Marie Kondo. Evde atılmak için bekleyen eşyalar var. Fakat başka bir günde el atacağım o işe. Biraz şu halin tadını çıkarayım. Sevdim ama Marie Kondo'yu: diyor ki "eğer düzenli bir evde huzur bulamıyorsanız, sizi huzursuz eden ruhsal bir sıkıntınız olmalı". Derin bakış açılarını seviyorum. Göze hemen görünenin ardını görebilmeyi.

İdeal iş, ideal ticaret demişken bir de ideal yaz buzdolabı listesi çıkardım, ilgini çeker mi? Amaç bir kere pişirip birkaç öğün buzdolabında hazır yemeğin olması:

  • zeytinyağlı fasulye
  • karpuz/kavun (bunları pişirmiyorsun elbet ama dilimleyerek buzdolabına kaldırabilirsin, hazır bulması güzel oluyor)
  • mercimek köftesi
  • patates /pirinç salatası
  • komposto
bunları yanına bir de et çeşidinden bir şeyler olursa yemek hazırlamak daha kolay olur.

Haydin bu günlük bu kadar. Kal sağlıcakla.







Pazar, Temmuz 23, 2017

Küçükten başlamak

Personal MBA kitabında birtakım sorularla karşılaştım. Hoşuma gitti. Bazılarını defterime not aldım ve daha önce hazırladığım yaz programıyla beraber bugün itibariyle kıpraşmaya karar verdim. Kendime bir olumlu alışkanlıklar excel çizelgesi hazırladım mesela. İşin içine yazma, çizme, iz kalma girince hemen hizzaya giriyor davranışlarım. En son ne zaman yürüyüşe çıkmıştım ben sahi?
Sporu tekrar hayatıma sokmak niyetindeyim. Ve edebi kitap okumayı da. Şu ikisini hayatıma kattığımı hayal etmek bile bana iyi gelince işte, heyecanlandım gelecek konusunda. Geleceğe heyecanlanmak çok güzel bir his.

Gene de çok sıkıştırmadım kendimi. Dinlenme ihtiyacımı, boşa akan zaman hissinden ayırabildim bir de. Belki bugünün en önemli farkındalığı buydu. "Dinleniyorum" diyebilmek kendime, buna hakkım var, yoruldum. Kendimi bunaltmadan, yapılmamışlara değil, yapılmış işlere odaklandım. Evet bitmedi işler, ama olsun. En azından dünle aynı noktada durmuyorum. Elbise dolabını sıraya sokmam gerekiyordu ve çok büyük kalem bir işti. Kısmen hallettim. Yarın ve muhtemelen öbür gün de uğraştıracak beni belli.

Netflixe dadandım sonra. Hemen ilk izlediğim Tony Robbins'in belgeseli oldu dün. Tony Robbins'in kitabı benim başucu kitabımdır yıllardır. Tony Robbins de sanki çok eski bir dost. Belgeselde hoşuma gitmeyen şeyler de oldu elbet ama yine de izlemem gerekliymiş. Hizzaya girmemde etkisi olmuş olabilir.

Eskiden küçükten başlamak bana sıkıcı, eksik ve doyumsuz gelirdi alışkanlıklar söz konusu olduğunda. "Sanki ne fark etti şimdi" diye düşünür ve küçümserdim. Oysa şimdi çok farklı düşünüyorum. Küçükten başlamanın amacı, sadece ama sadece o eylemi günlük eylemlerin içine dahil etmek: o işe bir "yer oymak" hayatında. Yoksa ondan elde edeceğin bir sonuç için değil. Bunun için de bir dakikalık bir yer bile açsan kâr. Meselâ yürüyüş ya da spor. Önemli olan, evden spor için dışarı çıkabilmek. O yüzden kaç dakika yürüdüğün hiç önemli değil. O günkü yürüyüşünden kaybedeceğin kiloları düşünmeyeceksin. İlk adımda maksat kilo kaybetmek değil, alışkanlık kazanmak. Böyle düşününce her şey farklı oluyor. Her istediğin alışkanlığı edinebiliyorsun. Yıllardır kişisel gelişim kitapları okuyan biri olarak sonunda bu gerçeğe aydım. Eh, ne diyelim, buna da şükür. Her istediğin alışkanlığı edinebilmek çok güçlü bir araç yalnız. Bununla elde edemeyeceğin şey yok gibi bir şey. Hayatını baştan başa şekillendirebilirsin istediğin gibi.

Bazen diyorum ayrı bir blog mu açsam kişisel gelişim üstüne? Sonra makaleleri bir kitapta toplarım piyasadaki bir sürü kitaptan daha bile iyi bir sonuç çıkar ortaya. Sonra yediremiyorum onca yıllık klinik eğitimime. Aslında klinisyenliği bir artı olarak bile taşıyabilirim ama heyecanlandırmıyor beni bu alan. Tuhaf aslında. Bu kadar kişisel gelişim makalesi okuyup, kendin yazmak istememek. Belki doğru zaman şimdi değildir. Bilemiyorum.



Cumartesi, Temmuz 01, 2017

Çanakkale'ye iki kala.

Çanakkale'ye iki gün kaldı. Bütün hafta yoğun olarak hazırlık yaparak geçti. Olsun provalar, olsun üst baş alışverişi, olsun diğer yaşamsal işler, bankaydı şuydu buydu. Buraya gelip yazmayı çok istedim fakat zaman bulamadım. Blog yazmaya vakit bulamayacak kadar yoğun olmayı bazen seviyorum. Şu an yapmam gereken en önemli iş çamaşır yıkamak. Fakat sular kesildi. Neyse ki sular kesildi demem gerek. Çünkü şöyle. Sular daha kesilmeden, makineye attığım çamaşırlara makine, su kesik sinyali veriyordu. Diiip diiip diiip. Gidip musluğu açtığımda sular akıyordu. Biraz basınçsız akıyordu ama akıyordu. İçime bir pis kurt düştü. Yoksa makine mi bozuldu? Hiiii. Hem yolculuk öncesi işin yoksa tamirci ile uğraş hem de çamaşırsız kal. İski'nin sitesine girdim. Bizde kesinti gözükmüyor. Meh. Neyse gittim makineyi tekrar kurdum. Uzun lafın kısası, sular bir süre sonra kökten gitti. Ben de rahatladım, makineden değilmiş sorun diye. Şu an yerleri filan biraz süpürge geçmem gerekiyor yalnız hava nasıl leş bir sıcak anlatamam. Şu an oturulabilecek gibi ama bir kaç saat önce nefes bile aldırmıyordu. Her iki taraf açık ve içerisi fırın ağzı gibiydi.

Bir iş yapmaya kalksam tamamen pert olabilirim. Dedim kır dizini azıcık otur, ziyanı yok. Azıcık da tembellik et. Ayrıca buna tembellik denmez. Dense dense kaynakları verimli kullanmak denir. Evet. Tabii.

O yüzden satranç problemi çözdüm. Puanlarımda gözle görülür bir değişim yok. Fakat Susan Polgar'dan "pattern" denen anahtar kavramı kaptım bir süre önce. Kadın öyle öğrenmiş. Şimdi bunu burdan hiç satranç bilmeyen birine anlatmam zor, ama şöyle diyeyim problemi çözerken, problemin ardındaki "motif"i görüp anlamaya ve öğrenmeye çalışıyorum artık. Yani problemi çözüp geçerken eskiden, bir süredir problemin öğrettiği dersi de kavramaya odaklanıyorum. Ve az önce en kontrollü oyunumu oynadım. Çok tuhaf bir duyguydu. Neredeyse araba sürmek gibi bir şey. Açılıştan az sonra oyunun kontrolünü tamamen ele geçirdim ve tıkır tıkır, evden markete gider gibi, mata gittim. Tabii 90 saatten fazla ve 6600'e yakın problem çözdükten sonra oldu bu. Dün akşam yenilmiştim mesela. Çok da pis yenilmiştim. Ama bugün. Çok farklıydı. Sanki oyunun tamamı bir problemdi ve ben onu çözebilmiştim. Bu oyun için derinleştikçe güzelleşir derler. Şu an o yüzden puanımda kayda değer bir değişiklik gözlenmese bile başka bir seviyeye geçtiğimi hissedebiliyorum. Üstelik artık farklı problemler soruyor. Bazen puanımın çok üstünde problemler de sorabiliyor ve artık eskisi gibi affallamıyorum hatta bazılarını ya çözebiliyorum ya çözmeye çok yakın oluyorum. Heyecan verici.

Şimdilik bu kadar canımın içi. Sular geldi. Ve bir parti çamaşır yıkandı. Şimdi ikinci partiyi yıkayacağım.

Belki akşam gene yazarım. Çüs.