Perşembe, Ağustos 10, 2017

Güzel işler.

Ayyyy. Gel gel. Anlatıyorum.

Hangisinden başlasam? Bu satranç aşkının yeniden alevlenmesi için hedeflerimi 1350 + dan 1600'e çekmem ve bunun için sağlam yöntemler bulmam yeterliymiş. Teori çalışacağım diye heyecandan gece uykularımın kaçacağını söyleseler buna popomla gülerdim: bu dünyada olacak iş değil, belllllki paralel bir evrende derdim, ama belki. Yani yana yakıla teori çalışıyorum. Oyun sonu şimdilik. İki filli oyun sonunu bile beceremediğim ortaya çıktı desem. Nasıl 1350'ye varmayı hedefleyebilirmişim ki. Bilmeyenler için, iki filli oyun sonunu yeni başlayanlara öğretirler. Yani taşların nasıl oynatıldığını öğrendikten bir sonraki aşama. Hemen hemen.

Şu satrancın nesine bu kadar uğraşıyorsun diye sorabilirsin mesela: güç ve kontrol duygusu veriyor diye cevap veririm sana. Kendini süpermen gibi hissediyorsun (başardığında süpermen, başaramadığında da omurgasız bir solucan). Bu teori de sıkıcı mıkıcı gelebilir ama inceliklerini öğrendiğinde "vaaaaaay, gelsin şimdi Kasparov karşıma, şu pozisyonda beni yiyemez artık bu saatten sonra" duygusu. Hesap ve mantık yürütme bir yere kadar. Hesapla mantıkla çözemeyeceğin durumlar var. İstediğin kadar ve istediğin süre kafa patlat. İstersen hayatının otuz senesini o pozisyonu hesaplamaya ver. Gene yapamazsın. Bilmen gerek. Öğrendiğinde çok büyük bir sırra ermiş gibi hissediyorsun. Bütün zevki burada. Yoksa çekilir dava değil. İki senedir oynuyor dolayısıyla maç kazanmak için uğraşıyor olmak da etkili olmuş olabilir. Yoksa bu saate kadar aklım neredeymiş.

Bütün iş güzel öğreteni bulmakta. Galiba her konuda bu böyle. Güzel öğreteni bulmak işin yarısı. Bu chess.com güzel anlatmıyor mesela ben gidip aynı konuda video araştırıp tamamlıyorum. Ama konuları sistematik ele almış. Konu seçimlerinden yürüyorum.

Sonra: bu sadeleşme mevzusu. Ege'nin kitabındaki tavsiyeye uydum. Çok zaman ayırasım yoktu. O yüzden onun dediği gibi tek bir gözü sadeleştirdim, beş dakika filan sürdü. Zaten önceden ayırdığım kitapların gözüydü. Senelerdir verilsin ya da satılabiliyorsa satılsın diye ayrılmış "çöp" kitaplar. Fakat senelerdir işlem görmeden orada yer kaplıyordu. Çıkardım iki kule yaptım. Göz tozlanmıştı, tozunu aldım. Toplamda dört sahafla görüştüm telefonla. Resimler çektim gönderdim whatsapp'tan. Uğraştım yani. Hiçbiriyle anlaşamadım. Olmayacak bu iş böyle satamayacağım diye koydum kafama. Versem birine, verdiğim kişiye ayıp, öyle çöp kitap. Olsun sokağa bırakırım. Evde durmasındansa. Derken, bizim orada dandik kitaplar satan bir sahafımsı/kitapçı var. Dün önünden geçerken, dur dedim, bir de buna sorayım. Tabelada ikinci el kitap alınır diyor. Hah. Tamam. Çok güzel. Buldum adamı. Hemen cep telefonumdaki resimleri çıkardım gösterdim. Baktım, burun kıvıracak anlamadan, hemen en değerlisini öne sürdüm (nihahaaa yaşasın pazarlama makaleleri): bu Ayfer Tunç. Adam hemen, Ayfer Tunç'a beş lira veririm, öbürlerini getir, bakmadan söyleyemem demesin mi? Beş lira mı? Önceki sahaflardan bir tanesi bir buçuk tl diyordu da sonra onu da vermedi, bunlardan her evde var diye burun kıvırıp. Öbürleri direkt işimize gelmez dediler. Neyse gittim eve, hemen kuleyi aldım adama götürdüm. Hepsine on lira verse verecektim. Sonuçta sokağa bırakmayı düşündüğüm kitaplar. Uzun lafın kısası, tüm kuleyi on beş liraya satın aldı adam. Bir tanesi hariç. Onu da bedavaya verdim. Yalnız nasıl güzel bir duygu. Hiçbir on beş lira o kadar değerli olmamıştır. Kurtuldum kuleden, hem de para aldım üstüne. Geriye daha değerli kule kaldı. Onları en azından birilerine verebilirim.

Sabah da, öğrencilerden bana kalmış fakat hiçbir işime yaramayan resimli çocuk kitaplarını vermek için kardeşimi aradım. "Yeğenime göre kitaplar var elimde ister misin?" Aaa bir sevindi, bir sevindi. Ay bilsem sevineceğini daha önce verirdim. Ben tam taşınmadan önce fazla yük oluyor diye küfür edecek sanmıştım. Oh onlar da gitti sayılır.

Sonra kitaplığın en tepesinde duran tozlar içindeki eski modem çarptı gözüme. Bundan router olur mu acaba diye şeytanca bir fikir geldi aklıma. Tamam Küçük Joe cılkını çıkardın şimdi dedim. Bir google. Ve bingo. Oluyor. Videolu açıklaması bile var. Ama işte cılkını çıkarmayacaksın bir şeyin. Çünkü cılk yani bu. Olmadı. Ve bütün akşamüstümü yedi. Önce ethernet girişi sorun oldu, kablosunu bulabildim bulmasına da, sonra da şifresi. En sonunda, saat yedi buçuğa geliyordu, haydi yeter uğraştığın dedim. Ve o konuyu halletmeden kapattım. Ama az kaldı, yıllardır toz topak içinde kalmış ve terk edilmiş modemden bir router yapıyordum. Ve çok heyecanlanmıştım. Daha uğraşsam o şifreyi de bulurdum. Daha önce bulmuşluğum var. Ama ayırdığım zamana ve emeğe değmeyecekti.

Ve son olarak anlatmak istediğim yeni bir konu var. Karar vermiş sayılırım. Bazen aklıma kişisel gelişim makalesi olabilecek konular ve işlenişi geliyor. Yani tam olarak şöyle oluyor, bir sorun çözüyorum, ya da aklımda insanların çoğunun bir konuya bakış açısından farklı bir bakış açım olduğunu ve bunun bana sağladığı avantajları fark ediyorum ve bundan güzel bir makale nasıl olur kafamda canlanıyor. İşte şimdiye kadar bunları uzay boşluğuna yolluyordum. Artık kaleme almaya karar verdim. Yani birkaç tane yazıp, biriktireceğim. Sonra bakalım nasıl oluyor. Kitap olarak düşünüyorum. Sonuçta bir makale yazmak maksimum iki üç saatimi alır. Haftada bir tane, bilemedin ayda bir tane yazsam, senede 12 makale birikir. Ki ayda bir makaleden fazlasını yazabilirim gibime geliyor. Bir bakalım bir senede bu "proje" nereye varmış, kitap olacak kadar makale birikmiş mi elimde. Denemeye değer bence. Çünkü yazasım oluyor. Ve piyasadaki birçok makaleden daha nitelikli olabileceğini düşünüyorum. Tek şartım, bu bir ödev değil. Ayda şu kadar makale çıkacak diye bir disipline girmeye niyetim yok. Aksine, bu disiplin yerine ilham gelince yazma işi.

İşte tüm bunları düşünürken dün, heyecandan uyuyamadım. Bir yandan 1600 puana varmayı başardığımı hayal ettim, bir yandan aklımdaki o makaleyi bir an evvel sabah olsun da yazayım diye yanıp tutuştum. Sonra o makalelerin birikip çok güzel bir kitap olduğunu hayal edip heyecanlandım. Bir yandan sahafla yaptığım alışverişe sevindim, evde daha neler sadeleşecek ve ev ve hayatım ne kadar hafifleyecek diye sevindim. Bunların hepsi bir başarı duygusu yaşattı bana. Gelecekte beni bekleyen başarılar. Her şeyi bir yana bırak, gece, ertesi günün heyecanından uyuyamamak başlıbaşına  doğru yolda olduğunun işaretidir.

İşte böyle blog. Şimdi kaçıyorum artık. Yapacak bir dolu güzel işim var.




2 yorum :

  1. Oh be için açıldı,ne güzel gelişmeler olmuş.Sen rafı temizlediğini,kitapları sattığını anlatırken ben rahatladım.Ben de üniversite sınavından sonra bütün kullanmadığım kitapları satacağım..hatta şimdi bile elden çıkarmam gereken bir yığın ders kitabı vs. dolu ama üşeniyorum :( Makale kitabı fikrini sevdim.Sonuçta birçok konu hakkında bilgi sahibisin neden direkt bilgilerini aktaracağın güzel yazılar çıkartamayasın ki? Hatta aklıma nedense ilk yemekler geldi.Acaba yemeklerle ilgili makale olur mu..ne biliyim içinde senin tarifler falan da olur.Ya aslında bana sorarsan sen ne yazsan koşa koşa alır okurum :'D

    Sevgiler xo

    YanıtlaSil
  2. Anıl'cım desteğin için çok teşekkürler. Belki bir gün yemek kitabı yazacak kadar tarif de biriktiririm belli mi olur?

    YanıtlaSil