Salı, Ekim 03, 2017

Kimya.

Bütün kimyam değişti. Bir süredir daha gün ağarmadan uyanıyorum. Neyse ki teskin edicileri bıraktıktan sonra içtiğim papatya çaylarını da kaldırdım ve yine de uykuya dalabiliyorum artık. Çok değil yedi saat uyku. Ama fena sayılmaz. Dün enerjim de yerine gelmişti. Sanırım her gün et yemezsem paçavraya dönüyorum. Dün dünya kadar yer dolaştım, sanki başkasının bacaklarıyla dolaşmışım, ne bir ağrı, ne bir yorgunluk...

Çok iş gördük ama işler de yolunda gitti. Telefonda kırk saatte anlatamayacağım ve muhtemelen ulaşamayacağım usta, apartmanın kapısında karşımıza çıktı ve sorunlarımızın bir kısmını çözdü diğerleri ile de ilgilenme sözü verdi. Sonra da kapı kapı dolaşarak bulabileceğimizi hatta belki öyle de bulamayacağımızı sandığım alışverişleri aynı sokaktan, iki dükkân arayla temin edebildik: sülale boyu saksı altlığı ve telefon kablosu. Artık annemin evinin bir ihtiyacı kalmadı. Benim ev de sırada. Önümde koca bir gün uzanıyor ve benim tek zorunlu işim saçlarımı boyatmak. Ona da aşırı üşeniyorum ama artık kaçarı yok.

Bütün kimyam değişti diyorsam, mesela, geçen gün televizyon izleyebildim, tam bir buçuk saat. Hem de açık oturum. Hem de reklam arasından bile sonrasını bekleyebildim. Hem de normalde aşırı gıcık olduğum bir adam da vardı ve bu sefer adamı çok ilginç ve zeki buldum. Tamam itici bir konuşma biçimi var ama kafa zehir gibi çalışıyor. Konu sadeleşmek ve tüketimdi gene sevdiğim konulardan, ama ilgimi çekebildi. Eskiden çekemiyordu. Katılımcılardan biri, Afrika'yı bisikletiyle dolaşıyor ve rastladığı insanlara hayallerini sorup, bunları belgesellerde topluyor: Hasan Söylemez.

Satrançta artık acemiliği aştığımı hissedebiliyorum. Pozisyonlara yaklaşımım ve planlama biçimim kökten değişti. Bir taşı durduk yerde değişmiyorum, en azından. Elbette henüz ustalığa çok yol var. Fakat "bu iş aslında bana göre değil" hissiyatından kurtuldum. Belirli kalıplar var, onları öğrenmek gerek. Öğrendikten sonra da tahtada karşına çıktıkça tanımak. Her hamlede, taşların yeri değişiyor ve dolayısıyla karşına binlerce kalıptan birinin çıkma ihtimali var, ya da o bir kalıbı yaratma imkânı. Bütün zevki burada. Elbette hala kaba hatalar yapabiliyorum ama eskisine göre daha seyrek.

Asıl demek istediğim bu değil. Asıl demek istediğim keşke yazıda da böyle uğraşıp "ustalaşma" imkânı olsa. Yani sistematik olarak. Her gün çözebileceğim problemler ve anında alacağım olumlu ya da olumsuz geri bildirimler.  Yani her gün kendi kendine yazmaktan daha öğretici bir şeyler.

Hikayelerde de kalıplar vardır. Her hikaye yeni bir kalıptır aslında, başka kalıplardan oluşturulmuş.  Notos'un bir sayısını aldım geçende elime. İçinden bir öykü okudum meraktan: Anuş, Neslihan Önderoğlu (Notos 64). Öykü aslında çok basit bir kalıbı kullanmış onu diyecektim. Psikolojide de vardır, sanırım pedagoji okuyanlara da okutulur: Pigmalion. Mitolojik bir anlatım. Özetle adam kendi yonttuğu heykele aşık oluyor, sonra heykel gerçek bir kadına dönüşüyor. Öykü bunu işlemiş. Biraz değiştirmiş. Biraz başına sonuna eklemeler yapmış. Günümüze uyarlamış.

Ne kadar çok okursan o kadar çok kalıpla haşır neşir olursun. Belki de satrançta olduğu gibi öykülerdeki kalıplara dikkat edip aklımda istiflemeye başlasam... İnsan bunu zaten bir şekilde yapar ama...Bilinçli yapmak. Satrançtaki gibi. Anuş'u çok beğenmedim. Belki de Pigmalion'a başka bir şeyler katmalıydı. Bir kat daha çıkmalıydı üstüne. Olduğu gibi alıp yapıştırmamalıydı. Pinokyoda da mesela Pigmalion'a bir gönderme var bence. Andırıyor en azından.

Kalıplar. Satranç. Yazmak. Ustalaşmak. Nasıl yapsam?



Son olarak bir tarifle bitireyim. Nihayet aklım başıma geldi, tavuğu bir kerede pişirdim bu sefer, sonradan ısıtıp ısıtıp yedim. Lezzetinden hiçbir şey kaybetmedi. Hem de mutfak dağılmadı, hem de zahmetsiz hazır yemek. Yanındaki garnitürü istediğin gibi değiştir: pilav, makarna, sebze. Çok büyük kolaylık oldu. Önceden ne kafasızmışım, her gün yiyeceğim kadarını pişiriyordum.

Sebzeli soslu tavuk (4 porsiyon):

Malzemeler:

4-5 parça ızgaralık tavuk but ince ince doğranmış (kasaptan böyle isteniyor, benimkinden rica ettiğimde jülyen doğruyor)
Yarım soğan
Bir büyük kırmızı kapya biber
Bir patlıcan

(patlıcan yerine herhangi bir sebze olabilir, havuç, kabak)

Bir yemek kaşığı biber salçası (isteğe bağlı olarak acı da olabilir)
Bir yemek kaşığı hardal.

Hazırlanışı:

Soğan yarım ay, patlıcan küp ve biber kısa şeritler şeklinde doğranır ve az yağ dökülmüş tavaya konur. Sık sık karışıtırılır. Soğanlar yumuşayınca tavuklar eklenir. Sık karıştırılır. Tavukların rengi döndükten sonra salça ve hardal eklenir, iyice karıştırıldıktan ve bir iki dakika daha pişirdikten sonra yemek hazır.

Sunum olarak, pilavın üstüne kaşık kaşık konabilir, çok iştah açıcı durur.


2 yorum :

  1. Dünyadaki farklı yerleri,kültürleri keşfeden insanlara hep imrenmişimdir :')
    Yazma konusunda dediklerin ne kadar doğru.Bana da kalırsa bu işin belli bir matematiği yok.Mesela ortaya çıkardığın eser aslında milyonlar tarafından beğenilecekken sen ondan nefret edip çöp yapabilirsin.
    Afiyet olsun,sevgiler xo

    YanıtlaSil
  2. @ Anıl: Kafka öyle yapmış ya. Bunları yak demiş birine ben öldükten sonra adam da tutup yayınlatmış, Kafka da Kafka olmuş. :) Hayat. Çok tuhaf.

    YanıtlaSil